Türkçe internetin hatırlama motoru
O Neydi?

İnternet Kafe Kuşağının 10 Ortak Anısı: Saat Ücretinden CS 1.6'ya

O Neydi? Yazı İşleri5 dk okuma

İnternet Kafe Kuşağının 10 Ortak Anısı: Saat Ücretinden CS 1.6'ya

İnternet kafe kuşağı dendiğinde akla hemen aynı sahne gelir: duman kokan bir salon, yan yana dizilmiş kasalar, ekranda yüklenen bir harita ve masadaki saatin cepteki harçlığı eritmesi. 1990'ların sonundan 2010'ların ortalarına kadar Türkiye'nin neredeyse her mahallesinde bir tane vardı. O salonlarda geçen saatler, bugün otuzlu yaşlarına gelmiş bir neslin üzerinde hâlâ aynı iz bırakıyor. Aşağıdaki 10 madde, o dönemi yaşamış herkesin bir noktada tanıdık bulacağı detaylardan oluşuyor.

Internet Cafe Computers.

Görsel: San José Public Library - CC BY-SA

1. Saat ücreti, mahalledeki rekabete göre değişen bir pazarlıktı

Bugünkü gibi tek bir tarife yoktu. Aynı sokakta iki kafe varsa fiyat savaşı kaçınılmazdı; biri saatini düşürünce öbürü de düşürmek zorunda kalırdı. Cepteki bozuk parayı sayıp kaç dakika oynayabileceğini hesaplamak, o kuşağın ortak refleksiydi. Bugün tablo tersine döndü: internet kafe sayısı azaldıkça saatlik ücret yükseldi. Sektör temsilcilerinin Hürriyet'e verdiği bilgiye göre güncel saatlik ücretler artık 18-40 TL bandında geziniyor, yani dönemin 'azıcık parayla saatler geçirme' mantığı bugün fiilen ortadan kalkmış durumda.

2. Kimlik göstermeden içeri giremediğin dönem sonradan geldi

4 Mayıs 2007'de kabul edilen 5651 sayılı Kanun, internet kafeleri 'toplu kullanım sağlayıcı' tanımına soktu. Bunun anlamı basitti: kafe sahibi artık işletmesi için bir izin belgesi almak, oturumları kayıt altına almak ve gerektiğinde bu kayıtları yetkililere sunabilmek zorundaydı. Kısa süre sonra yayımlanan yönetmelik, reşit olmayanların salonda bulunabileceği saatleri de sınırladı. O tarihten sonra kafeye giren herkes, kafe sahibinin artık sadece bilgisayar kiralayan değil, bir nevi kayıt tutan bekçi olduğunu fark etti.

3. Bilgisayar her kapanışta kendini sıfırlardı: Deep Freeze

Çoğu internet kafe, Faronics'in Deep Freeze yazılımını kullanıyordu. Program kurulduğu andaki sistem görüntüsünü saklıyor, bilgisayar her yeniden başlatıldığında o görüntüye geri dönüyordu. Sonuç: dün kaydettiğin CS ayarların, indirdiğin harita, MSN'deki kayıtlı şifre, hepsi bir sonraki gün yok oluyordu. Bu yüzden ciddi oyuncular yanlarında flash bellek taşımayı, config dosyalarını her seferinde yeniden kurmayı öğrenmişti. Walkman neslinin 12 ortak anısı yazısındaki kaset sarma telaşı neyse, kafedeki bu her gün sıfırdan başlama telaşı da oydu.

4. Korsan CD'yle gelen oyun, salonun düzenini değiştirdi

Counter-Strike, Half-Life modu olarak 1999'da doğdu, Valve'ın 2000'de devralmasıyla ticari bir oyuna dönüştü ve 1.6 sürümü Steam üzerinden 12 Eylül 2003'te resmi olarak yayınlandı. Türkiye'ye ilk dalga korsan CD'lerle geldi; yazlık sitelerde 'CS 1.6 full Türkçe sprey' diye bağıran satıcılar hafızalarda hâlâ duruyor. Oyun geldiğinde kafelerdeki Warcraft III ve NFS Underground masaları bir anda boşaldı, herkes CS'ye koştu. Düşük donanım gereksinimi, oyunu ucuz bilgisayarlarla dolu Türk internet kafeleri için neredeyse biçilmiş kaftan yapmıştı.

5. Yan masaya karşı 5'e 5: kafenin kendi turnuvaları

Birçok kafe sahibi kendi yerel sunucusunu kurar, 'kafenin kralı' başlığı için küçük turnuvalar düzenlerdi. Ödül genelde nakit değil, birkaç saatlik bedava oyundu. Bu küçük rekabetler bugün espor dediğimiz sektörün ilk tohumlarıydı; 2003'te kurulan Dark Passage, Türkiye'nin ilk profesyonel CS 1.6 takımı olarak sahneye çıktığında, kadrosunun büyük kısmı tam olarak bu kafe turnuvalarından geliyordu.

Bugün YouTube'da o dönemi birebir canlandırmaya çalışan videolar var. 'İnternet Kafe Dönemi! Ekip ile İddialı Counter Strike 1.6 Oynadık!' başlıklı video, aynı masaya dizilip aynı anda bağırma sahnesini günümüz ekipmanlarıyla yeniden kuruyor; yorumlarda dönemi yaşayanların 'aynen böyleydi' notları birikmiş durumda.

6. CS tek oyun değildi: Knight Online, Metin2, Age of Empires II

Kafe kültürü CS'ten ibaret değildi. Knight Online, Türkiye'ye 10 Aralık 2002'de Knight Empire adıyla girdi, 2004'te bugünkü ismini aldı ve 2006'da gerçek patlamasını yaşadı. Metin2, 2000'lerin ortasında MMORPG'yi kafelere taşıyan oyundu. Age of Empires II, GTA: Vice City ve PES/FIFA maçları da masaların sabit sakinleriydi. World of Warcraft ise dönem için pahalı sayılan aylık üyelik ücretiyle çoğu genç için ulaşılamaz bir lüks olarak kaldı. O yıllarda ekranın karşısında geçirilen her saat gibi, 90'larda oynanan sokak oyunları da aynı kuşağın gündüz vaktini dolduruyordu; kafeye gitmek genelde sokaktaki oyun bitince başlayan ikinci perdeydi. Ebeveynlerin bu yeni alışkanlığa bakışı da hiç yabancı değildi; tıpkı Pokemon'un Türkiye'de neden yasaklandığı tartışmasında olduğu gibi, kafeler de bir süre çocuğu eve getirmeyen mekanlar olarak endişeyle anılmıştı.

7. Duman, teneke kül tablası ve abi hitabı

2009 öncesinde kapalı işyerlerinde sigara içmek serbestti; kafeler de bu kuraldan muaf değildi. Kapalı alanlarda tütün tüketimini yasaklayan düzenleme, kafeterya ve benzeri işletmeler için 19 Temmuz 2009'da yürürlüğe girdi. O tarihe kadar birçok salon dumanla kaplıydı, masada teneke kül tablası dururdu ve kafe sahibine herkes aynı şekilde abi diye seslenirdi; hem hesap sorulan hem ek süre istenen tek muhatap oydu.

8. Oyun kadar sohbet de vardı: MSN Messenger ve nickler

Kafeye sadece oyun için gidilmezdi. MSN Messenger ve ICQ üzerinden mesajlaşmak, uzun nickler yazmak, meşgul ve uzakta durumları arasında gidip gelmek de salonun ikinci işleviydi. Ödev için bir siteye bakmaya gelenler bile çoğu zaman yan masadaki arkadaşıyla sohbete devam ederdi. Kafe, oyun kadar sosyalleşmenin de mekânıydı.

9. Ekranın köşesindeki geri sayım: son 5 dakika telaşı

Çoğu kafede süre takibi bir yazılımla yapılırdı; ekranın bir köşesinde kalan dakikaları gösteren küçük bir sayaç dururdu. Sayaç son 5 dakikaya düştüğünde maçın ortasında kalanlar panikle abi 15 dakika daha at diye bağırırdı. Bu pazarlık, oyunun kendisi kadar gerilim yaratan bir ritüele dönüşmüştü.

10. Bugün: 27 bin kafeden 5 bine

Türkiye'de kayıtlı internet kafe sayısı 2012 civarında 27 bine kadar çıkmıştı. Bugün bu sayı, sektör temsilcilerinin Hürriyet'e verdiği bilgiye göre 5 binin altına inmiş durumda; son üç ayda 360 kafe kapanırken sadece 6 yeni kafe açılmış. Akıllı telefonların ve ev internetinin yaygınlaşması talebi eritti, ayakta kalanların çoğu artık internet kafe değil oyun salonu kimliğiyle devam ediyor. Adı hâlâ tabelada dursa da, o eski hâliyle kafe kültürü artık büyük ölçüde bir hafıza konusu.

Hafıza Köşesi

Bu dönemi yaşayanların çoğu saatlik ücretleri yok pahasına hatırlar; gerçekte fiyat kafeden kafeye, şehirden şehire ciddi farklılık gösteriyordu, tek bir doğru rakam yok. Aynı şekilde CS 1.6'nın Türkiye'ye resmi olarak geldiği tarih ile herkesin kafede ilk kez oynadığı tarih de örtüşmüyor; oyun asıl popülerliğini korsan kopyalarla, resmi çıkışından çok sonra kazandı. Bu tür küçük tarih kaymaları hafızanın oyunu, hikâyeyi bozmuyor ama kesin rakam arayan biri için not düşülmeye değer.

Kaynaklar

Paylaş:WhatsAppX